20 Aralık 2012 Perşembe

aydınlık karanlık

     Gırtlağımıza kadar yalanlara gömülmüşüz, manevi değerlerden daha çok bilime inanıyor ve ruhumuzu toplumun bize dayattığı şeylerle besliyoruz, oysa aslında yavaş yavaş ölüyoruz, çünkü çevremizde neler olup bittiğini bilmiyoruz, hiç planlamadığımız şeyleri yapmak zorunda kaldığımızı, üstelik bütün bunlardan vazgeçemediğimizi, kendimizi gerçek mutluluğa, aileye,doğaya, sevgiye veremediğimizi biliyoruz. Peki, neden böyle oluyor? Çünkü sorumlu insanlar olduğumuzdan, hayatımızın geri kalan bölümünü kendimizi birbirimize adayarak yaşayabilmek için mali istikrara kavuşabilelim diye, çalışıyoruz hatta daha çok çalışıyoruz. Manevi duygularımızı maddi değerlere indirgeme yoluna gidiyoruz. 
       
     
       Bu bar tabureleri arasında yalnız bir kadın bir erkek yani ben devam ediyoruz hikayemize. Gırtlağıma kadar inen bira ve çilek tadı prangalara bağlı tutsak ruhumu özgür bırakıyor. Ruhum, tutsak kadın bedeninin içinde yalnızlığa sığınıyor. Bu soğuk sonbahar gecesi yalnızlık ateşiyle, bir yaz günü kadar sıcak ve çekici. Terlemiş elleriyle yüzüme narince dokunuyor ve sertçe kendine doğru çekiyor bedenimi. Omuzuna kadar inen saçlarının ıslak omuzlarına yapıştığını; titreyen ellerimle kolsuz badisinin yanından çıkan omuzuna dokununca anlıyorum. Elim tenine dokunur dokunmaz burnundan, tahrikkar bir nefes alıyor ve kısık gözlerime anlamlı bir bakış atıyor. 


    

      Nefesini içime çekerken yalnız insanlar kulübümüzün birkaç repliği uçuşuyor kafamda.

     + 'Gerçeklerde yalnızdır mum ışığının altında, karanlığa ulaşmaları an meselesidir.' 
     + 'Sevmekte, sevilmekte, korkmakta bir anın eseri de değil midir!' 
     + 'O karanlıkta gördüğümü sende gördün mü?' 
     + 'Evet, yürüdüm. Yürüdükçe güvendim yoluma.' 
     + 'Gerçektim artık bu karanlıklar bana ışık oldu yalnızlığıma.' 
     + 'Özgürlük bedenim de yayıldı ve esir aldı beni. Artık hiçbir duyguya yer kalmadı.' 
     + 'Beyaz güvercinler fısıldadı kulağıma uçsuz bucaksız karanlığın ışığına.' 
      
     
     Dakikalarca konuştuk dipsiz karanlık hikayelerimizi. 
     Ne işimizi, ne ailemizi, ne kendimizi biliyorduk. 
     Sadece paylaşılacak yalnızlıktı elimizdeki. 
     Sen, ben ve iki yalnız...
     

     Toplum bize dayattığı; bize kim olduğumuzu, ne istediğimizi unutturan değer yargılarını yok sayıyor ve mutlu olmak; üretmek, yeniden üretmek ve daha çok para kazanmak için çalışmak değil sadece aydınlık karanlıklardı.
     
       İliklerime kadar çektiğim son nefesimle, kokusuyla kendimden geçiyor, bedeninin tüm kıvrımlarını hissediyor ve dudaklarıyla karanlıkta aydınlık yollarda buluyorum kendimi. Tek beden olmuş iki yalnızdan birisiydi o yalnız kadın. Sırılsıklamdık bar tabureleri arasında.  Tırnaklarını bedenimin derinliklerinde hissetsem de, mazoşist bir insan olmasam da  bu acıyla aydınlanıyordum.
       

15 Aralık 2012 Cumartesi

yalnızlık kazanmaktır

     Saat 22:00 suları, bir bar taburesinin üstündeyim. Sadece aldığım bir bardak vişne votka. Yalnızım hem de çok  yalnızım. Telefonum her zamankinden fazla çalıyor ama yalnızım işte. Sabah 8:00'dan bu yana ayaktayım. Girdiğim aptalca gereksiz iş kadınlarının verdiği yaşam koçluğu  semineri, düzeysiz bol tartışmalı bir toplantı ve maskelerini çıkartmaya unutan insanları unutturan biraz votka.
   Barmenin yanına gelip sipariş veren  birkaç müşteriden gelen sesler ve yoğun rock'n roll müzikleri kulağımda. Kafamda günün yorgunluğunu hissettiren bir baş ağrısı. Gözüm aşağıya doğru  merdivenlerden inen bar insanlarında. En güzel giysilerini giymiş insanlar ve maskeleri. Gözüm uzun botlar giymiş iki adımda takılı kalıyor. İçine giydiği tayt  ve uzunca diz kapağına kadar uzanan siyah kalınca isminin ne olduğunu hatırlayamadığım  bir giysi. Küçük, zarif ve esnek  adımlarla barmene doğru yaklaşıyor fakat spot  ışıklarından yüzünü seçmem zor. Yüzünü göremediğim için gözümü kısmış bir şekilde yaklaşan kadına bakmaktan kendimi alamıyorum. İki yanımdaki tabureye bacak bacak üstüne atarak oturuyor. Barmenle ilk konuşmalarına istemeden kulak misafiri olarak vişne votka istediğini duyuyorum. Siparişi verdikten  sonra üzerindeki tanımlayamadığım giysiyi çıkartıyor. Giydiği kısa siyah  jeans üzerine siyah bir badi ve beyaz bir hırka gözümden kaçmıyor. Gözlerinin altına kullandığı koyu kalem gözlerini ortaya çıkartıp ve dudaklarını parlatıcıyla parlatıp sade bir makyajla buraya geldiği dikkatimden kaçmıyor. Dalgalı saçları spot ışıklarının ve belkide yakın zamanda saçlarının dip boyasını yeni yaptırması sebebiyle parlıyor ve dik omuzlarına düşüyor.  
     '' yuhh  artık bu  kadar güzel olmak yasaklanmalı yalnızım ne olur '' diye geçiriyorum ama bu  kadının  burada ne işi var acaba başka zaman gelemez miydi diye düşünüyorum. Daha önce neredeydin diye sormak geliyor içimden. Votkasından bir yudum  alırken  bende önümde ısınan votkanın son  yudumunu çekiyorum içime. Dakikalar geçtikçe bu yalnız kadını daha fazla merak ediyorum.


       +   ''burada ne işin var.''
        Önce sessiz kalıyor. Ne söyleyeceğini bilemiyor fakat ısrarcı görüntüm ona bir cevap  verme zorundalığı bıraktığı belli oluyor.
       +   '' Burada insanın ne işi olabilir ki? Küstah  erkeklerden misin? 
       Beklenmedik bir şekilde ters yatırdı  diyebilirim sessiz kalma sırası bende.
       +   '' Değilim çünkü sabah uyandığında erkenden yanından sessizce çekip giden erkeklerden değilim.''
       +   '' Mide bulandırıcı erkek ırkının mensubu olmadığın nereden belli!''
       +  '' Halbuki siz beni  hala anlayamıyorsunuz. Güzel masallar dinledim kadınlardan ve mum ışığında             anlatacağım  gerçeklerdi mensubu olduğum  diyar.''
      +   '' Yalnızlık kazanmaktır. Yalnız olunca sen gerçeksin ben  gerçeğim''
      +   '' Gerçeklerde yalnızdır mum ışığının altında karanlığa ulaşmaları an meselesidir''
      +   '' Sevmekte, sevilmekte, korkmakta bir anın eseri değil midir!
     
   Konuşmalar devam ederken birer bira daha söylendi. Konuştukça açılır ve yalnızlığın paylaşıldıkça azaldığını gösteriyorduk. Birbirini tanımayan iki yalnız insan aslında birbirinin ilacı olduğunu; yalnızlar anlardı sadece. Aslında yalnız olan insanoğlu değil midir? Asansöre bindiğimizde gelenin kim olduğunu merak etmeden onu tanımaktan korkarız  ve arkamıza döneriz. Sıcak bir gülümsemeyi insanlara çok  görür başımızı önümüze eğmek öğretilmiştir bize.
      Zaman ilerliyor yaklaşıyorum. Gözlerinin içine bakıyorum. Daha sonra tenine dokunmak  geliyor içimden fakat kendimi dizginliyorum. Artık ağzımdan çıkan  sözleri anlamaz oluyorum. Engel olamıyorum sözcüklere, bir yalnızlık öğretisi öğreniyoruz.
   Zaman ilerliyor o bana yaklaşıyor... Artık soluğunu  yüzümde hissediyorum. Kokusunu burnumun derinliklerine kadar çekiyorum. Bir sonbahar günü hiç bu kadar terlememiştim. Konuştukça soluğunun sıcaklığını daha hissediyorum  fakat ne söylediğini anlayacak halde değildim. Belkide oda ağzından çıkan sözlerin ne anlama geldiğini bilmiyordur diye geçiriyorum içimden. Dört duyu olarak ona verdim kendimi duyamıyorum. Bir an sustuğunu dudaklarının hareketini kestiğinde anlıyorum. Belkide benden bir cevap bekliyor ama susuyorum söyleyecek bir şey bulamıyorum. Düşünüyorum düşünüyorum ve ağzımdan
           
      +bende asl....
   
       Demeye kalmadan çilek tadında dudak kremi ile tatlı bir bira tadını tadıyorum dudaklarında. Yalnızlık kazanmaktır...  


                   
   
               

14 Aralık 2012 Cuma

fikir bank


 Saygıdeğer müzisyenimiz Erkin Koray Garanti Bankası reklamında, Değerli tiyatrocu Rutkay Aziz Finansbank reklamında ve  tiyatrocu  ve oyuncu Mehmet Ali Alabora İş Bankası  reklamında oynamışlardı.

Erkin Koray'ın kapitalizm karşıtlığını bilmeyen yok ama bazı çevreler Erkin Koray'ın Garanti Bankası  reklamında oynamasının  ardından '' Erkin Baba sende mi  satıldın? '' gibi sözlerle sosyal  medyada son zamanlarda çok yankı uyandırdı.

Rutkay  Aziz 'inde Altın Portakal film festivalinde 'sanatta sosyal  sorumluluk ödülünü' alırken yaptığı konuşmada nasıl aykırılığını ortaya koyduğunu ve ayakta alkışlandığını gören bilmeyen yoktur.

Mehmet Ali Alabora'nın şehir tiyatrolarının  özelleştirilmesi konusunda taksimde 'korkuya karşı özgür tiyatro' yürüyüşünde en önde yer alıp devlet erkanına sitemini ve özgürlükçü yaklaşımı da yankı uyandırmıştı.

Aykırı kişilerin banka reklamlarında yer alması sosyal   medyada tartışmalara sebep oldu. Bu tartışmalarda sanatçıların sadece şovmenliğe soyunduğunu söyleyenler ve  albüm, dvd vb. gibi lisanlı ürünlerini satamayarak 
emeklerinin karşılığını alamayan sanatçıların bu reklamlarda oynamak zorunda kaldıklarını söleyen iki farklı kesim vardı. Peki kazanan kim oldu ? 2013 yılında yüzde bilmem kaç büyüme hedefinde olan bankalardı kazanan. 

13 Aralık 2012 Perşembe

suyum ısındı

 Kurbağalar hakkında bilginiz var mı ? 
 '' Evet, biyolojik  araştırmalar, yaşadığı gölden alınmış suyla dolu bir kaba konulan bir kurbağanın, su  yavaş yavaş ısıtıldıkça orada hiç kıpırdamadan durduğunu  ortaya koyuyor. Kurbağa sıcaklığın giderek artmasına, çevresindeki değişikliklere tepki  vermiyor ve su kaynama noktasına vardığında, tombul ve mutlu bir biçimde ölüyor. Buna karşılık, kaynar suyla dolu olan bir kaba atılan bir kurbağa o  anda dışarı fırlıyor, haşlanmadan hayatta kalıyor''     


 


  Bende o yavaş yavaş kaynatılmış kurbağa gibiydim. Yavaş yavaş sindirilerek  verilen değişimleri  göremiyor ve her şeyin  yolunda olduğunu  sanıyordum. Suyumun ısındığını farketmeden ölüp gideceğim günü bekliyordum ki  ısınan sudan  havaya karışan sadece su  buharı olmadığını ve içinde yaşadığım dünyanın her geçen zaman azalıp ve daraldığını görene denk. Suyum  ısındı artık  anne ben eski  ben değilim! Kızma bana...
   
    

kazanan yalnızdır

 "Şimdi beni avucunun içine aldın ya, kim olursan ol, 
Her şey boşa gidecek bir şey eksik kalırsa,
Açıkça uyarıyorum seni daha fazla üstüme gelmeden,
O sandığın kişi değilim ben, bambaşka biriyim.
Kim benim yolumdan yürümeye kalkar ki?
Kim talip olur ki benim dostluk ve sevgime?
Yol kuşkulu, sonuç belirsiz, yok edici belki de.
Terk etmen gerekecek başka ne varsa, yalnız ben
umacağım senin biricik ölçütün olmayı,
Çıraklık dönemin bile uzun ve zorlu geçecek o zaman,
Vazgeçmen gerekecek tüm bir yaşam biçiminden
 ve çevrendeki yaşamlara uyumundan,
O yüzden bırak beni başın daha fazla belaya girmeden,
çek elini omzumdan,
Beni yere bırak ve kendi yoluna git."


Walt Whitman, Çimen Yaprakları

hayatsal fonksiyonlar



   Beklemek sıkıcıdır! Yol alamazsın çünkü hıza sahip  değilsindir  fakat zamanda durmaz akar gider. Zamanı kontrol  edemezsin ama hızını kontrol  edersin. İstersen hızlanırsın istersen yavaşlarsın yada yerinde durursun. Peki zamanın akmadığını düşünürsek ne kadar hıza sahip olursak olalım yol almamız imkansız ama zaman sürekli  akar  o zaman yolun hızla katedildiği aşikardır... Hıza sahipsen duramazsın, durdurulamazsın. 
  Ne zaman seversin, ne zaman aşık olursun, ne zaman başarırsın... Tabiki bunların cevabı sadece bir anın eseri. O an görürsün seversin, aşık olursun, ... Herşey anın fonksiyonundur. O anı; yolda olamazsan yakalayamazsın. Durursan o an durmaz zamanla akar gider. Alır zaman senden o anı ve çeker gider onun için o  yolda durulmaz. Durmak sıkıcıdır zaten... Durursan durursun işte...
    
  Yürümek gerek 
  Alabildiğince zamana karşı
  Kaldırım taşlarını aşındırmak gerek
  Su birikintilerine atlatmak
  Soğuk elleri ısıtmak 
  sonbahar rüzgarlarını dinlemek gerek...
  
  
   
                                                                   



 -

8 Aralık 2012 Cumartesi

kimsin diye soranlara

   Duvarlarda Harlem çakması sokakların spot ışıklarıyla resmedilmiş Amerikan ''Rock'n roll'' unu yaşatan  gümüş renkli çerçevelere bakarım ben. Bazen Elvis ,  bazen BB-king,  bazen Johnny Cash, bazen Bülent Ortaçgil yada 80'ler dinlerim ben ama hiç konuşmam, susarım ben üzerimdeki sert tütün kokusunu  çekerim içime. Bir sonraki  durağım; gecenin geç saatlerinde işinden çıkmış, yine bu güne lanet okumuş bir barmenin, tek dostu içkisi ve sigarası olan bir erkeğin  en masum halinin, en güzel giysisini giymiş renkli rüyaların ütopik kadınının, düşürmekte olacağı kadını bir meta olarak gören bir sex bağımlısı piç kurusunun  bağnazlığının yada geceyi nerede geçireceği kuşkusunu içinde yaşayan bir ergenin yanıdır. Beni kimse yalnız bırakmaz ama ilişkilerim tek geceliktir benim. Bar kapıları  kapanınca başka maske takmış bir insanı  beklerim başka akşama. Niye diye sormayın  her şeyi duyar, hisseder, tadarım  ben  ama kimse farkına varmaz benim kim olduğumun benim gibi 'BAR TABURELERİ' dışında...