Yalnızlık; çığlık çığlığa, ıslak bedenlerimizden acı çekerek akıp giderken; üzerimizdeki çilek ve bira tadı gümüş renkli resimlere karışıyor ve özgür bedeninin tadı dudaklarımda sıcak nefesiyle soluk soluğa yankılanıyordu. Açık yaralarımdan akan giden yalnız ruhum bedenimden ayrılıyor ve kendisini arzulayan yalnız bedeni çok yakınında arıyor fakat bulamayarak çilek ve bira tadı gibi, gümüş renkli resimlerde kendisine yer aramaya koyuluyor. Saf duygulardan, ön yargılardan uzak çocuksu bir özgürlük sararken bedeni ve loş kalbimizde yanan bir mum ışığı gerçekleri ortaya çıkardı. Elbette bu mum ışığının sönmesi an meselesi, her an karanlıkla yüz yüze gelebiliriz fakat daha önce hep yanından geçtiğim, farkına varamadığım gerçekleri bu kadar aydınlatan bir mum daha önce hiç yanmamıştı. O mum sönse de; o gerçekleri bulmak için gideceğim karanlık bana aydınlık yol olacaktı. O karanlık yol artık gözümü kamaştırıyor ve her attığım adımda ayak seslerim, bir kadının sessizliği gibi anlamlı oluyordu.
Artık benliğini bulmuş iki yalnızdık. Evet sadece yalnızdık. Ne olduğumuz önemli değildi. Ortadoğu'da; birimiz üzerine bombalar yağan Filistinli müslüman bir ailenin, birimiz nazi soykırımından kaçarak göçe zorlanan yahudi bir ailenin çocuğu olmamız önemsizdi. Fransa da Cezayirli, Hollanda da Surinamlı, Amerika da siyahi, Türkiye'de kadındık. Ne benim bilmem kaç dil bildiğim önemli yada onun bitirdiği okuldaki üst derecesi yada üzerimize doğuştan geleneklerle yüklenen, kabul etmek zorunda kaldığımız nedenini sorgulayamadığımız toplumsal değerler önemliydi. Dünyanın olabilecek iki farklı insanı da olabilirdik ama bizi benliğimizi bulmamızı sağlayan sadece yalnızlıktı.
Elini özgür bedenimde göğüs kafesimde hissettim ve beni duvara doğru itti. Başımı duvara vurduğumu ve şu an hissedemediğim, muhtemelen daha sonra acısını hissedeceğim bir sersemlikle üzerime soğuk sular dökülüyordu sıcacıktı, sıcak bir kadındı bu soğuk sonbahar.

BEğenerek okuduğumu itiraf etmeliyim:)
YanıtlaSil