15 Aralık 2012 Cumartesi

yalnızlık kazanmaktır

     Saat 22:00 suları, bir bar taburesinin üstündeyim. Sadece aldığım bir bardak vişne votka. Yalnızım hem de çok  yalnızım. Telefonum her zamankinden fazla çalıyor ama yalnızım işte. Sabah 8:00'dan bu yana ayaktayım. Girdiğim aptalca gereksiz iş kadınlarının verdiği yaşam koçluğu  semineri, düzeysiz bol tartışmalı bir toplantı ve maskelerini çıkartmaya unutan insanları unutturan biraz votka.
   Barmenin yanına gelip sipariş veren  birkaç müşteriden gelen sesler ve yoğun rock'n roll müzikleri kulağımda. Kafamda günün yorgunluğunu hissettiren bir baş ağrısı. Gözüm aşağıya doğru  merdivenlerden inen bar insanlarında. En güzel giysilerini giymiş insanlar ve maskeleri. Gözüm uzun botlar giymiş iki adımda takılı kalıyor. İçine giydiği tayt  ve uzunca diz kapağına kadar uzanan siyah kalınca isminin ne olduğunu hatırlayamadığım  bir giysi. Küçük, zarif ve esnek  adımlarla barmene doğru yaklaşıyor fakat spot  ışıklarından yüzünü seçmem zor. Yüzünü göremediğim için gözümü kısmış bir şekilde yaklaşan kadına bakmaktan kendimi alamıyorum. İki yanımdaki tabureye bacak bacak üstüne atarak oturuyor. Barmenle ilk konuşmalarına istemeden kulak misafiri olarak vişne votka istediğini duyuyorum. Siparişi verdikten  sonra üzerindeki tanımlayamadığım giysiyi çıkartıyor. Giydiği kısa siyah  jeans üzerine siyah bir badi ve beyaz bir hırka gözümden kaçmıyor. Gözlerinin altına kullandığı koyu kalem gözlerini ortaya çıkartıp ve dudaklarını parlatıcıyla parlatıp sade bir makyajla buraya geldiği dikkatimden kaçmıyor. Dalgalı saçları spot ışıklarının ve belkide yakın zamanda saçlarının dip boyasını yeni yaptırması sebebiyle parlıyor ve dik omuzlarına düşüyor.  
     '' yuhh  artık bu  kadar güzel olmak yasaklanmalı yalnızım ne olur '' diye geçiriyorum ama bu  kadının  burada ne işi var acaba başka zaman gelemez miydi diye düşünüyorum. Daha önce neredeydin diye sormak geliyor içimden. Votkasından bir yudum  alırken  bende önümde ısınan votkanın son  yudumunu çekiyorum içime. Dakikalar geçtikçe bu yalnız kadını daha fazla merak ediyorum.


       +   ''burada ne işin var.''
        Önce sessiz kalıyor. Ne söyleyeceğini bilemiyor fakat ısrarcı görüntüm ona bir cevap  verme zorundalığı bıraktığı belli oluyor.
       +   '' Burada insanın ne işi olabilir ki? Küstah  erkeklerden misin? 
       Beklenmedik bir şekilde ters yatırdı  diyebilirim sessiz kalma sırası bende.
       +   '' Değilim çünkü sabah uyandığında erkenden yanından sessizce çekip giden erkeklerden değilim.''
       +   '' Mide bulandırıcı erkek ırkının mensubu olmadığın nereden belli!''
       +  '' Halbuki siz beni  hala anlayamıyorsunuz. Güzel masallar dinledim kadınlardan ve mum ışığında             anlatacağım  gerçeklerdi mensubu olduğum  diyar.''
      +   '' Yalnızlık kazanmaktır. Yalnız olunca sen gerçeksin ben  gerçeğim''
      +   '' Gerçeklerde yalnızdır mum ışığının altında karanlığa ulaşmaları an meselesidir''
      +   '' Sevmekte, sevilmekte, korkmakta bir anın eseri değil midir!
     
   Konuşmalar devam ederken birer bira daha söylendi. Konuştukça açılır ve yalnızlığın paylaşıldıkça azaldığını gösteriyorduk. Birbirini tanımayan iki yalnız insan aslında birbirinin ilacı olduğunu; yalnızlar anlardı sadece. Aslında yalnız olan insanoğlu değil midir? Asansöre bindiğimizde gelenin kim olduğunu merak etmeden onu tanımaktan korkarız  ve arkamıza döneriz. Sıcak bir gülümsemeyi insanlara çok  görür başımızı önümüze eğmek öğretilmiştir bize.
      Zaman ilerliyor yaklaşıyorum. Gözlerinin içine bakıyorum. Daha sonra tenine dokunmak  geliyor içimden fakat kendimi dizginliyorum. Artık ağzımdan çıkan  sözleri anlamaz oluyorum. Engel olamıyorum sözcüklere, bir yalnızlık öğretisi öğreniyoruz.
   Zaman ilerliyor o bana yaklaşıyor... Artık soluğunu  yüzümde hissediyorum. Kokusunu burnumun derinliklerine kadar çekiyorum. Bir sonbahar günü hiç bu kadar terlememiştim. Konuştukça soluğunun sıcaklığını daha hissediyorum  fakat ne söylediğini anlayacak halde değildim. Belkide oda ağzından çıkan sözlerin ne anlama geldiğini bilmiyordur diye geçiriyorum içimden. Dört duyu olarak ona verdim kendimi duyamıyorum. Bir an sustuğunu dudaklarının hareketini kestiğinde anlıyorum. Belkide benden bir cevap bekliyor ama susuyorum söyleyecek bir şey bulamıyorum. Düşünüyorum düşünüyorum ve ağzımdan
           
      +bende asl....
   
       Demeye kalmadan çilek tadında dudak kremi ile tatlı bir bira tadını tadıyorum dudaklarında. Yalnızlık kazanmaktır...  


                   
   
               

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder