5 Ocak 2013 Cumartesi

Yalnızlık silüeti

   Merdivenlerden inerken o yalnız kandının silüeti: beni duvara yaslamış esir etmişti özgürlüğe. Açık yaralarımda yankılanan özgür kadın ruhu şiddet dolu bir şekilde bedenimin kapısı çalmadan içime doluyordu. Bana gösterdiği şiddet, bedenim de 'seni şiddetle özgür bırakıyorum' diye yankılanıyor ve vurulan prangalarla kendimi içine hapsediyordu. Gördüğüm bu şiddet o kadar iyi geldi ki bana, soğuk sular hala çok sıcaktı ve yakıyordu bedenimi. Bu sebeple özgürlüğe tutsak o yalnız kadının içinde, yalnız ruhumla benim de olmam gerektiğini fark etmem sadece bir an ile gerçek oluyordu.

   
    Gözleri ne renkti acaba diye soruyorum kendime. En başta gözlerinin rengini bu loş spot ışıklarının arasında seçmem, mum ışığının altında ki çıplak gerçekleri görebildiğim kadar kolay olmuyordu. Daha sonra da dudaklarımızla kendimizi birbirimize bıraktığımızda da, üzerimizde ki yalnızlık esintisiyle bedenimizi okşayan karanlığın ışığı gözlerimizi kısmamıza sebep oluyordu. Gözlerimizi açtığımız da ; takacak bir maske bulmak için özgürlüğümüzü feda edeceğimizi ya da takacak bir maske bulamasak da içinde yaşadığımız dünya da insanoğlunun bize vereceği bir rolu hayatımızmış gibi oynamak zorunda kalacaktık. Örneğin; çok para kazanacağımız bir iş adamı(! sanki kadınlar hiç iş yapmıyormuş gibi), çocuklarını koleje hazırlamak için uğraşıp maneviyatını ikinci plan da bırakan anne-baba ya da yalan söyleme sanatının öncüsü bir politikacı(ki poli; çok, tika;yüz olmasına rağmen) olabilir. Bu yüzden gözlerini rengini öğrenmemin biraz daha zaman alacak olması,  mum ışığının altında ki gerçekleri biraz daha çıplaklaştırıyordu.

 
    Islak omuzlarından tutup bedenini duvara yaslamam uzun sürmüyor. Artık o bar taburesin de oturan silüeti sahnede devleşen bir tiyatro sanatçısı gibi sahneye çıkartıyorum. Onu özgür bırakmam için açık yaralarında girmek isteyen ruhum bedenim de rahat duramayarak beni uyarıyordu. Bu uyarıyla ıslak boynun da yalnızlığın bir başka tadını dudaklarımda alıyor ve soluk alışverişlerinin hızının artmasının ardından vücudun da yanan son mumun sıcaklığı vücudumuza yayılıyordu. 

1 Ocak 2013 Salı

sıcak kadın soğuk sonbahar

    Yalnızlık; çığlık çığlığa, ıslak bedenlerimizden acı çekerek akıp giderken; üzerimizdeki çilek ve bira tadı gümüş renkli resimlere karışıyor ve özgür bedeninin tadı dudaklarımda sıcak nefesiyle soluk soluğa yankılanıyordu. Açık yaralarımdan akan giden yalnız ruhum bedenimden ayrılıyor ve kendisini arzulayan yalnız bedeni çok yakınında arıyor fakat bulamayarak çilek ve bira tadı  gibi, gümüş renkli resimlerde kendisine yer aramaya koyuluyor. Saf duygulardan, ön yargılardan uzak çocuksu bir özgürlük sararken bedeni ve loş kalbimizde yanan bir mum ışığı gerçekleri ortaya çıkardı. Elbette bu mum ışığının sönmesi an meselesi, her an karanlıkla yüz yüze gelebiliriz fakat daha önce hep yanından geçtiğim, farkına varamadığım gerçekleri bu kadar aydınlatan bir mum daha önce hiç yanmamıştı. O mum  sönse de; o gerçekleri bulmak için gideceğim karanlık bana aydınlık yol olacaktı. O karanlık yol  artık  gözümü kamaştırıyor ve her attığım  adımda ayak seslerim, bir kadının sessizliği gibi anlamlı oluyordu. 

   
    Artık benliğini bulmuş iki yalnızdık. Evet sadece  yalnızdık. Ne olduğumuz önemli  değildi. Ortadoğu'da; birimiz üzerine bombalar yağan Filistinli müslüman bir ailenin, birimiz nazi soykırımından kaçarak göçe zorlanan yahudi bir ailenin çocuğu olmamız önemsizdi. Fransa da Cezayirli, Hollanda da Surinamlı, Amerika da siyahi, Türkiye'de kadındık. Ne benim bilmem kaç dil bildiğim önemli yada onun bitirdiği okuldaki üst derecesi yada üzerimize doğuştan  geleneklerle yüklenen, kabul  etmek zorunda kaldığımız nedenini sorgulayamadığımız toplumsal değerler önemliydi. Dünyanın olabilecek iki farklı insanı da olabilirdik ama bizi benliğimizi bulmamızı sağlayan  sadece yalnızlıktı.
    Elini özgür bedenimde göğüs kafesimde hissettim ve beni duvara doğru itti. Başımı duvara vurduğumu ve şu  an hissedemediğim, muhtemelen daha sonra acısını  hissedeceğim bir sersemlikle üzerime soğuk sular dökülüyordu sıcacıktı, sıcak bir kadındı bu  soğuk  sonbahar.